Ünal Ufuk Tepe

 

Edebiyat Özel Sayýsý

AZ ÞÝÝRLÝ ANILAR

 

    GÝRÝÞ: Yaþamýmýn 1980-88'li yýllarýna denk gelen kesitinde edebi-politik dünyanýn üzerimdeki yansýmalarýný olduðu gibi aktarmaya çalýþtýðým bu denemenin amacý geçmiþi yargýlamaktan çok, onu bir kez daha solumaya çalýþmaktýr.

Kabuðu içinde monolog konuþmalarýna dalmýþ, daha o günlerde büyük umutlarý olan bir çocuðu hatýrlýyorum. Ortaokulda öðretilen "Tunadan geçtik kafilelerle" bile güç vermiyor. Oktay Rýfat'ýn dediði gibi boðazýmda lokmalar düðümleniyor, kara kuru cýlýz bir çocuðum. Akdenize bile iþtahsýz bakýyorum, kendimi denize atmaya, yüzmeye korkuyorum. Nedeni ise hep kör olasý düzen ve daraðaçlý toplumun aþaðýlamalarý, dalgacýlýðý, susturmasý, cezalandýrmasý. Ortaokulun son yýllarýnda aðabeyimin salonlarda okuduðu þiirleri beni biraz öne iteliyor. 

Cahit Külebi'nin "Hikayesi" (Benim doðduðum köylerde insanlar gülmesini bilmezdi. Ben bu yüzden böyle naçar kalmýþým. Gül biraz...) toplum ile iletiþim ve yaþadýklarýmý tanýmlýyor. Ahmet Arif "Anadolusu" ile ezilmiþliðimi eritip, özgüvenimi öne çýkartýyor. Arif Damar, "Büyük Hüner" (insanlarý sevmek kolay deðil bir hürriyet bu çetindir memleketimde. Ben ille varým dersen, bir gün pusuya düþersen, insanlarý sevmek büyük hüner ister.) 

Ýnsanlarý sevmeden yana güzel bir ders olur. Ahmet Arif Diyarbekir kalesinden Adiloþ Bebenin ninnisini, ta o günden varlýðýna inandýðým oðulcanýmýn ninnisini söyler. 1974-79 gecekondu eylemleri, grevleri, cinayetleri, katliamlarý Nihat Behram ve Yýlmaz Güney'i düþün-duygu dünyama koyar. Baþkalarýna takýlmaz kulaðým-gözüm. Alabildiðine çýplak, duru ve özgün. Deli gibi Nihat Behram'ýn þiirlerini okurum, farkýnda olmadan konuþmalarýma, yazýlarýma onun imgeleri, vurgularý bulaþýr. Ahmet Arif büyük biraderin kitaplýðýndan yaný baþýma düþer; "Anadoluyum ben tanýyor musun?" ezilmiþliðimi yiyip tüketir. Bir iki þiirine misafir olduðum Nazým Hikmet; Orhan Veli'nin þiirindeki estetiði koklarým, sözcüklerdeki yükü hissederim. Edip Cansever, þehirlim benim, kelimeleri iþleyen kaneviçe üstadým. Aradan yýlar geçer, 12 Eylül vurgunu ozaným, Nihat Behram, Sürgün'ü yazar: 

    "Uyandýrýn anamý 
    Söyleyin gidiyorum 
    Yolumu gözlemesin 
    Dönemem belki geri..."

Yýllardan sonra nedense bu þiir, Selda'nýn ezgisinde bana çok dokunuyor. Þiir biçim deðiþtiriyor, bir imge salgýný sarýyor þairleri. Þairin bu þiirde cümlelere yüklediði duygu ve düþünceleri ile þiirin bendeki çaðrýþýmlarýnýn farklý olmasý bana M. Nabi'yi anýmsatýr; 

12 Eylül herþeyi olduðu gibi dil-düþün sistemlerini de etkilemiþ. Dobura doburcu þairlerimiz de imgelere sýðýnmak zorunda kalmýþ, fazla dikbaþlýlarsa kodesi ya da mahkemeyi boylamýþlar. Böylesi bir dönemde ODTÜ'den felsefe düþkünü dostum M. Nabi, THBT (Türk Halk Bilimleri Topluluðu) salonunda toplananlara kendi þiirini okuyor (ben onlara "absürd, kýsa felsefi söylemler" derdim). Dinleyicilerden biri þiir bitince yorumunu yaptý: "Toplumsal kaygýlar ile yüklü ve imgeler de bunu destekler nitelikte." Topluluk daðýldýktan sonra sorduk Nabi'ye imgelerin kimliklerini. Nabi piposunu derinden sömürüp, gülümsedi; 

    - Bir kez imgelerin hepsi belden aşağı ve bu þiir cinsel içerikli. Yorumlara þaþmadým. Algýlar hep beklediðimiz gibi olmayabilir. Bozulmamak gerek, oyunu sonuna kadar oynamalý. Bizi anladýðýný söyleyenlerin, aslýnda bizden ne kadar uzak olduklarýna üzülmüyorum...

ÞÝÝRÝN BÝR DALI KIRILDI BENDE... 

Tiyatrolarda þiirli oyunlar furyasý var; Deniz Türkali'yi bu sayede Ankara Sanat Tiyatrosu'nda, "Küçük Sevinçler Bulmak" oyununda tanýdým. Þiir okumanýn bir baþka boyutunu gördüm, þiir dumanlar arasýnda çýkýp gözüme-kulaðýma, yüreðime döküldü sanki. Ayný dönem içinde Müþfik Kenter'in "Istanbul'u Dinliyorum Gözlerim Kapalý" oyunu ile Orhan Veli'yi yaþadým. Aðladým, mýsralarýna dokundum. Özcan gibi "gözyaþlarýmý cebime koymadým" be abi, orta yerde aðladým sesimi duyanlar oldu sandým, yalnýzlýðýma aðladým. Ataol Behramoðlu, (sonra N.Behram ile kardeþ olduklarýný öðrendim), Ahmet Altan, Ýsmet Özel, Özdemir Ýnce, Edip Cansever, Ece Ayhan'ý severek okudum ama bilmem neden hep dönüp dönüp Nazým Hikmet, Oktay Rýfat, B.R. Eyüboðlu, Cahit Külebi, Hasan Hüseyin, Turgut Uyar, Ahmet Arif'e geldim. Salonlarda, meydanlarda onlarýn þiirlerini okudum. Yabancý þairlerden ise dünyama giren pek olmadý. 

Ataol Behramoðlu'nun uzun dizelerinde dil biçimini bulan "Yaþadýn mý tam yaþayacaksýn" beni "Yaþamak Ýstiyorum"u yazmaya zorladý (Milliyet gazetesinde yayýmlandý). Binlerce mektup aldým. Mapushanelerde kaleme tomurcuklanmýþ þiirler, öyküler taþra, þehir ve kasabalarda kendisi ile hesaplaþmaya tutuþmuþ yazýlar benim yazým ile kucaklaþýp, kapýmdan gün ýþýðýna çýkmak istediler. Ýstedim ama bir türlü Sezua'ýn iyi insaný olamadým. Þiirler, þiirler döküldü, kýrýldý ve öldü bende. 

Yaþamak Ýstiyorum'u gelen yüzlerce mektupla birlikte bir oyuna dönüþtürdüm. THBT, ODTÜ Oyuncularý, AHT'daki çalýþmalarýmýn yüklediði birikim Tomurcuk, Dönemeç ve sonuç olarak Mikrop Oyuncularý'nda patladý. Gruba katýlan, sayýlarý yüzü bulan genç dinamik gençler ile kendi okulumuzu kurduk, Libya Kültür Merkezinin son katýnda. Þiir okumayý birlikte öðrendik, birlikte saz çalýp birlikte türkü söyledik. Þiirleri oyuna döktük ve ilk oyun benden; Su Çürüdü - Ahmet Telli. Gözlüklüklerimi çýkardým, saçlarýmý daðýttým, Carmina Burina fon müzik, tek bir spot üzerime düþtü Su Çürüdü usul usul akmaya baþladý kapý deliðinden, Ankara Atatürk Lisesindeki anýlarým kelimelerin gizeminden sýyrýlýp yüreðimi daðladý. Þiir sardý sardý, sarmaladý beni, jop izleri, jilet kesikleri, baðýrýþlar, küfürler, tekme ve yumruklar, avuçlarým arasýndaki nesneyi sýktým, sýktým ve haykýrdým: ADIMDAN GAYRISINI BiLMiYORUM. SU ÇÜRÜDÜ. Fonda Zülfü Livaneli'nin "Dünyayý güzellik kurtaracak sevmekle baþlayacak herþey" avucumda buruþuk bir karton meyve suyu. Iþýklar yandý, anýlar ayaklarýmýn dibine döküldü, ezdim onlarý. Kardeþin iri kara gözleri buluþtu benim ile, bakýþlarýnda seni seviyorum abi dedi, bende seni canýmýn gonca gülü. Seyircinin gergin suratlarý, sanki yaþadýðýmýz Eylül'lü günlerin yansýmasý. Anýlarla ürperdim, þiirin gücü ile güçlendim. 

BÝR ÞÝÝR YAÞADI BENDE... 

A.Atatürk Lisesi: iþkencehaneye dönüþtürülmüþ yatakhaneleri ve suyu çürüten faþist militanlarý Kimya Hocamýz A.Telli'yi ayrýmsattý bende. A.Telli alýþýlmýþýn dýþýnda bir hoca, çünkü þiir yazar, þiir okur. Severdik kendisini. Onu Kýzýlay'da Sanat Ortamýnda bir þiir gününde þiir okurken yakaladým. Kýzdým sesinin tonu ile þiiri dokunulur, hissedilir kýlma gücüne. Kimyayý neden böyle okutmaz diye içerlendim. Akif Kurtuluþ'u ayný zaman diliminde tanýdým 'Her þey vatan için, her þey vatan için' bana askerlik yapacaðým zorlu günleri haberliyor sanki. A.Telli'yi yýllar sonra gördüm. Ben Antalya Kolejinde öðretmen olmuþ, Ankara'daki geçmiþ bohem günlerimi özlemiþ, bu yüzden bir soluk çekmeye gelmiþim. Bir numaralý mekaným Zafer Çarþýmda kitapçýlar arasýnda kaybolmuþum, doðrusu kitaplar ile kafayý bulmuþum. Elimde A.Telli'nin son çýkan þiir kitabý, kasiyerde posbýyýklarý, öne fýrlamýþ elmacýk kemikleri ile tanýdýk bir ses; "Baþka bir arzunuz?" (hala ayný yumuþaklýk) Cüzdanýmdan baþýmý kaldýrdým. A.Telli hoca karþýmda. 

    - Hocam... (gözleri ýþýldadý), 

    - Ben sizin öðrenciniz Atatürk Lisesinden... Uzun uzun konuþtuk, lise yýllarýndan, þiirden. 

    - Kitabýnýzý imzalar mýsýnýz? (utandý, kýzardý biraz, birþeyler karaladý ve uzattý verdi) 
    - Bu kitap benim size hediyem olsun... 

    - Olmaz... (dedim ve zorla borcumu ödedim. Arkamdaki bekleyen baþka müþteriler yüzünden zorunlu ayrýldým. Onun neden orda çalýþtýðýný bir an bile düþünmeksizin)

BÝR ÞÝÝR SOLDU SARARDI BENDE ... 

ODTÜ Türk Halk Bilimi Topluluðu (THBT), Ankara Halk Tiyatrosu, Necati Bey'deki bir folklor derneðinin tiyatro bölümü, ODTÜ Oyuncularý deneyimlerimden sonra 83 yýlýnda Tomurcuk Oyuncularý'ný bir kaç arkadaþ ile kurduk, her hafta sonu Hacettepe Üniversitesi'nin þehirdeki binasýnýn birinin zemin katýnda provalar alýrdýk. Çalýþma sonrasý birimizin evinde bir araya gelir yorgunluk çaylarýmýza þiirler ile þeker katardýk. O dönem nedense Nazým usta hep baskýn çýkardý. Ana Tomurcuk, yüreklerimizde bireysel duygu tomurcuklarý doðurdu, onlar bir bir patladý ve Ana Tomurcuk parçalandý. Dönemeç ve Mikrop Oyuncularý doðdu. Ayrýlýk, Nazým ustanýn Ayrýlýk, 'Erkek kadýna dedi ki seni seviyorum ama nasýl' þiirini bilincime kazýdý. Mikrop Oyuncularý'ný Tiyatro Okuluna dönüþtürdük (ücretsiz kamu hizmeti). Libya Kültür Merkezini mekan ettik. Kýsa sürede koloniye dönüþtük, umut kapýsý olduk, gariban Anadolu gençleri umutlarý uðruna kültür aðýmýza takýldý; aðlarý çekmek zorunluluk oldu. Taklit yapanlar, þarký-türkü çýðýranlar, saz çalanlar, göbek atanlar. Küçümsemedik, sevdik, saygý duyduk, ama þiir okumayý, ozanlarýn tadýna varmayý, düþünmeyi, kendini aþmayý mikropladýk bilinçlerine. Yüzü aþan sayýyý biraz aþaðýlara çektik. Kardeþim Fazýl ve dostum Serdar ile birlikte üretimin kardeþliðini yaþadýk. Mikrop Oyuncularý hýzlý okudular, hýzlý öðrendiler, yeni þairleri, tanýmadýðýmýz düþünürleri soframýza aþ ettiler. Kýsa sürede kimileri umutlarýný yakaladý, Devlet Tiyatrosu, AST'a kapaðý attý. Uçan kuþlar, yitip giden sevgiler, masalarda þiiri konuþturdu. Libya'daki ayýklamalar bize yansýdý kapý dýþý edildik. Nazým usta seslendi yine 'Saflarý sýklaþtýrýn çocuklar, bu kavga faþizme karþý, bu kavga hürriyet kavgasýdýr'. Soluðu Aþýklar Parkýnda aldýk, provalar park sakinlerinin yeni izlencesi oldu. Tanýl Bora oltayý bize attý, Gençlik Dergisine bizi konu etti. Libya Kültür Merkezi kapýlarýný tekrardan açtý. Parklarda tomurcuklanan birikimler, LKM'de ürüne dönüþtü, þiir günleri, saz dinletileri (Murat Kurtuluþ'u orada kazandýk), kýsa oyunlar. Son kattaki gösteri salonuna aþaðý katlarda Kuran kursuna gelen genç kýzlarýmýz bol bol takýlmaya, sorular sormaya baþladý. Rus þairi Yevtuþenko 'Gençlere Yalan Söylemeyin' ile kulaklarýmý deðil yüreðimi týrmaladý. 

Vasconcelos'un Þeker Portakalý (lise yýllarýmýn vurgun romaný) kalemimde oyuna dönüþtü, Mikrop Oyuncularý ile sahneye döküldü, Dost Kitabevi kapýsýný açtý. Ücretli seyircilerimiz oldu, amatörlüðün içine etmiþ olmanýn ve devlet memurluðunun dayatmýþlýðý ile bütün iþleri kardeþim Fazýl'a býrakýp, Sanatevi genç oyuncularýna katýldým. Oðuz Budak yönetmenimiz, oynadýðýmýz oyun Kabak. Bir gün oyun sonrasý çocuklar ile vedalaþýrken, gözleri ile gözümü yiyen bir çift kara göz bana Atilla Ýlhan'ýn 'Ben Sana Mecburum Bilemezsin' þiirini hatýrlattý. Dost Hasan'ýn evinde bir þiirli günde yine ayný göz çakýlýverdi yüreðime. Edip Cansever'in 'Yerçekimli Karanfil'i dökülüverdi dilimden. Kara gözlerin incecik parmaklarý dolaþtý ellerim üzerinde. Garip garip baktým gözlerine: 

    - Damarlarýn ne de belirgin,

Bir doktor adayýnýn ruh inceliði anca bu kadar olur dedim güldüm ... o gülüþüm bugün daha da belirginleþmiþ damarlara takýlýp kalan oðulun, 

    -Baba sen ölecek misin? Ne olur ölme baba..

deyiþi ile, yaþamýn sonlu dayatmýþlýðý, Ataol Behramoðlu'nun 'Annem Yok Artýk' þiiri, Enver Gökçe'nin 'Ölüm Adýn Kalleþ Olsun'u ile bir garip sýzý oldu bende. 

Hasan'ýn evindeki 83-84 yýllý toplantýlar, felsefe ve edebiyata takýlýp kalýr. Odanýn içindeki çoðul insanlar bireysel duygu yoðunluklarý ile, psikolojik çýkmazlarý ile önce ikili kümeye sonra kördüðüme dönüþürler. Þiirler konuþur gecelerimizde. Þiirler biter, türküler konuþur, Murat Kurtuluþ 'Kýþýn caddeleri oy, dumanlýdýr soðuktur, kalbi bir yere sýkýþmýþ insanlarý çoktur'da duygularýný okþar sazýyla, nefesim gelir. Yeni yetme bir ozan, bizim lise yýllarýmýzda sümüklü dediðimiz, aðýr yüklü sözleri ile beni utançtan utanca sokar. Herkes büyük bir saygý ile 'Ozan hele yeni bir þiirini oku' demekten utanmaz. Büyük felsefecimiz ikili sevgileri arasýnda, kýzlar üzerinden yaþamý sürdürme felsefesinden çýkmaza girer. Sevgi gülümü yitiririm dumanlý, þaraplý gecenin kokmuþ bir sabaha dönüþtüðü zaman diliminde. Bektaþi mermerinden yapýlma kalbimi avuçlarýna sýkýþtýrýp, doðum günü sabahý veda ederim ona. Nazým'ýn Ayrýlýk þiirini okur, gözlerim dolar, kapýyý çalar kaçarým. Samanlarý hala üzerinde bir heybenin içini kýrmýzýlý elmalar ile doldurur, üstünü kýr çiçekleri ile sularým, kulise asarým. Gözyaþlarým kurumadan sahneye çýkarým. Kabak oðlu kabak Levent Tez oyunda beni aldatmýþtýr, çaresizim aðlarým (bahane ya), bir çocuk çýkar Oðulcan'dan daha küçük elinde bir kraker torbasý, 'Aðlama amca al bunlarý ye' der, boþyere çocuklar bir birini taklit edermiþ dememiþler, ellerinde yiyeceði olan çocuklar sýraya girer þalvarým yemiþ ile dolar, gülerim-aðlarým halime, oyuncu luðuma bir küfür savururum. Ozan Orhan Veli 'Aðlasam sesimi duyar mýsýnýz mýsralarýmda' demiþ ve çocuklar beni duymuþ repliklerimden. Seyirciler arasýnda sevgi dostumun olduðunu oyun arkadaþým Serdar haber etti. Oyun bitti, Oðuz bastý kalayý içine ettiniz diye. Sevgi kulis kapýsýndan dalýverdi: 

    -Bugün benim doðum günüm, böyle koyup gitmek olmaz,

Askýdaki heybeyi indirdim, unutmadým dedim. Þaþkýn gözler ile benim yüklü heybeyi omuzladý, peki dedi ... ve gitti. Murat, Serdar ve diðerleri sýðýnýverdik bir birahanenin zemin-zemin katýna; Murat o günlerin müziði 'Biz büyüdük ve kirlendi dünya'yý döküverdi sazýndan, bizler hep beraber ona eþlik ettik. 

BÝR ÞÝÝR ÖLDÜ BENDE... 

1987 yýlýnda bin þiir doðdu bende. Orhan Veli misali efkaftaki görevime, havalarýn güzel olduðu bir dönemde son verip. Sevgican ile birlikte soluðu baþka mekanda, baba denizim ile iç içe olduðum bir mekanda aldým. O diyarý hep mitolojide ölümü yaklaþan bir kralýn öyküsü ile anarým; ölümü yaklaþan kral hizmetkarlarýna buyurur, dünyada kendisine ölmeden önce bir cennet bulmalarý için. Antalya bulunur. Ben ise orayý mavi ve yeþilin seviþtiði yer diye anarým. 

Özel okul öðretmenliðimin ilk günleri, spor salonunda C. Atuf Kansu'nun 'Dünyanýn Bütün Çiçekleri' okunduðunda, geçmiþte Anýttepe Lisesinde bir öðretmenler gününe hazýrladýðýmýz oyunu ve baþýndan aþaðý kýr çiçekleri dökülen emekli öðretmeni anýmsatýr o kadar, þiir dokunmaz, þiir bilinçte türkü olmaz. Öðrencilerim olur lise birden. Matematiði sevdirme umudum þiirleri sýnav kaðýtlarýna yükler. Eski kuþak meslektaþlardan biri elinde bir sýnav kaðýdým ve yüzünde alaycý bir ifade ile yanýma sokulur; 

    - 'Sizin için insan kardeþlerim, Her þey sizin için; Gece de sizin için, gündüz de; ....' 

    - Bu ne Allah aþkýna, siz mi yazdýnýz bunu? Matematik hocasý mýsýnýz, yoksa edebiyat hocasý mý? (Karþýda edebiyat hocasý, kaþlarý çatýk bizi süzüyor.)

Onlarý aþaðýlayýp, aptallar, beyinsizler demek yerine soruya takýlan öðrenciyi düþünmeye duymaya çaðýrýyorum. Düþünmek ve duymak birlikte olsun istiyorum. "Sonra adý geçen þiir bana ait deðil. Dikkat edin týrnak içinde. Kime ait olduðunu merak ediyorsaniz, o da sizin probleminiz olsun." dedim ve çantamdaki diðer sýnav sorularýný da verdim kendisine. 

    'Ey benim aydýnlýk günlerim, Kopup gitmek acý! ... Kalýcý deðiliz þu dünyada, Düþünmek acý! ' 

    'Ey beni aðzý açýk dinleyen adam! ...' 

    'Oysa bir gaz tenekesiyle bir þiþe mavi Geliþi güzel mi güzel bir ocak Sularýn ortasýnda sevgili öfkemle benim ....'

Garip garip bana baktý, kafasýný sallayýp çekip gitti. Sýrtýnda sýnav kaðýdýna þiirlerini yazan öðrencilerimle, sýrtýnda baþarýsýzlýðýný alýntýlanan þýir ile sorgulayan öðrenciler ile. 

Lise-birliler lise-üçlü oldular. Eðitim sistemimizin yarasý ÖSS, ÖYS cenderesine düþtüler. O zamanlar kendimi düþmanla savaþan bir bölüðün komutaný gibi hissettim. Onlarýn kaygýlarý günlük yaþamýmýzý iþgal etti. Sevgican Sevgican ana, ben abi, baba oldum onlara. Sevgileri paylaþtýk birlikte. Umudu gerçeðe dönüþtürme keyfini tattýk birlikte. 

Ortak doðum günümüzde sevgili ile yalnýz, baþbaþa hediyelerimizi açtýk. Özenle hazýrladýðýmýz yemeðimizi mum ýþýðýnda yiyip, sýcacýk yataðýmýzda tam uykuya daldýðýmýz anda, can öðrenciler kapýya dayandý, apar topar giyindirildik ... ve soluðu balýk kokularýnýn kuþattýðý yat limanýndaki bir tavernada aldýk. Piyanonun baþýnda gençten bir solist þarkýsýný bitirir bitirmez duyuruyu yaptý, bizi iþaret edip doðum günlerimizi kutladý ve yanýma gelip 'Hocam bir þiir okur musunuz?' dedi. Sevgican bana baktý, 'hadi' dedi sesim titredi, rahmetli H. Hüseyin ODTÜ'de titrek sesiyle okuduðu þiirleriyle bana güç oldu. 'Erkek kadýna dedi ki seni seviyorum Ama nasýl? ... Bir kitap düþtü yere, kapandý bir pencere, AYRILDILAR' salonda garip bir sessizlik, çocuklar ayakta, diðer müþteriler meraklý gözlerle bizi izliyor. Oturdum, sevgilinin elini tuttum. Titriyorum, pastadan bir lokma aldým boðazým yandý. Solist delikanlý yanýma geldi, elin de bir kaðýt ve kalem: 

    - Rica etsem þiirinizin sözlerini yazar mýsýnýz? 

    - O þiir benim deðil, büyük bir ozanýn...

Ali öne atýldý, Nazým Hikmet'ten dedi. Göz göze geldik, gülümsedim. Hiç ozanlarýn isimlerini yazmamýþtým, hep onlar bulup çýkartsýn istedim. Gururlandým, gözlerim, gözlerimiz doldu, aðlamadýk. Uzun þiiri yazdým. Kendimce düþündüm ne yapacak diye. Solist mola verdi, biz konuþmaya daldýk. Solist döndü, mikrofonda konuþmaya baþladý; 

    - Hoca'nýn okuduðu þiiri onlara þarký olarak ithaf etmek istiyorum...

Ve müzik, çocuklar baka kaldý, kimi kulaðýný týkadý. Ben içimden yakardým "ne olur öldürme þiiri" diye. Sanki beni duydu ve sustu, yenilgisini gizledi. Romantik bir melodi tutturdu. Çocuklar 'Hadi hocam dansa kalkýn'. Tuttum Sevgican'ýn elinden, masadan bir gülü kaptým kaþla göz arasý. Sahnede baþýmý koydum sevgilinin omuzuna, gözyaþýmý yapýþtýrdým omuzuna, kimseler görmesin diye. 'Günnur bugün bir þiiri öldürdüm ben' dedim. Elimdeki gülü dansýn sonunda þarkýcý gence uzattým. 

    - Güzel bir denemeydi. Eminim bir gün çok daha güzelini çikartacaksýnýz. 
    - Teþekkür ederim, hocam.

O gün ayrýlýðý kýrmýzý güllerim ile savurdum Akdenize. Ve bir daha þiir okumadým. 

BÜTÜN ÞÝÝRLER SUSTU BENDE. 

NİHAT BEHRAM
 






DUYURU PANOMUZ
Kitapları 1998 yılında ’Toplu Yapıtlar’ adıyla yeniden basılmaya başlanan Nihat Behram’ın kitapları arasında ’Darağacında Üç Fidan’(1976 belgesel) , Ser Verip Sır Vermeyen Bir Yiğit(1976 belgesel anlatı) ’Göğsü Kınalı Serçe’ (1976 çocuk kitabı) , ’Yalın Yürek’ (şiir) , ’Gurbet’ (1988 roman) , ’Kız Ali’ (1991 roman) , ’Yılmaz Güney’le Yasaklı Yıllarımız’ (1994 roman) ’Özlemin Dili Olsa’ (1999 yazılar-söyleşiler-1) , Başkaldırı şiirleri (2001) Miras (roman 2004) Hayatın Şarkısı(1967-2004 toplu şiirleri) Acının ve Umudun Rengi (2005 yazılar söyleşiler-2) YALIN YÜREK BAYRAM GÜMÜŞ (2007 belgesel anlatı) bulunmaktadır son olarak ta kırkıncı sanat yılın kırk şiirle Tanımlar olarak çıkar 2008
•Burayada yazı yaz!...
• yazı yaz
Burayada yazı yaz
Burayada yazı yaz
Burayada yazı yaz


----------------


----------------
Burayada yazı yaz
Burayada yazı yaz
Burayada yazı yaz
----------



Reklam
 
 
Bugün 3 ziyaretçi (8 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=